benim koku hafızam çok iyidir. öyle ki pek çok olayı ya da dönemi, onlarla ilişkilendirdiğim kokularla hatırlarım. eee her kadın gibi parfüme de düşkünlüğüm çoktur. öyle tek kokuyla yıllarını geçirenlerden değil her seferinde beğendiğim başka 'fragrance' deneyenlerdenim. bu yüzden kredi kartlarım yıllarca tekin acar temalı olmuştur. tesadüf mü bilmem ama ömrümde çok az best seller okudum ve bunlardan ikisi de kokuyla ilgili- Patrick Süskind/Koku, Tom Robbins/ Parfümün Dansı. kısaca koklamayı, güzel kokmayı, güzel kokanı çok severim. amma velakin tam 3 aydır parfüm kullanmıyorum. Johnson'un kolonyalarıyla idare ediyorum. Sebebi malum: oğlumu emziriyorum ve onun mümkün olduğunca sadece benim kokumu almasını istiyorum. Hem emzirmiyor olsam da artık parfüm seçmek sanırım çok zor olacak. çünkü ben dünyanın en güzel kokusunu kokladım- kokluyorum. ömrüm vefa ettikçe de koklayacağım.
elbette o TUNA KOKUSU. ya da genel ismiyle anacak olursak; evlat kokusu.
bütün gün bana ne yaptığımı soranlara cevabım bu: oğlumu kokluyorum. en çok da boynunu. sanki ordan daha iyi anlaşılıyor gibi. hatta oğlumu yıkadığımda o koku bir süreliğine kayboluyor. yerini şampuan, duş jeli kokusu alıyor. hemen gitsin istiyorum o yapay kokular. oğlum kendisi gibi koksun yine. giysilerini kokluyorum bazen o uyurken. keşke akciğerlerim daha büyük olsaydı da onu daha çok içime çekseydim diyorum. acaba büyüyünce de böyle kokar mı diyorum. yan odadayken burnuma geliyor kokusu. ağlayınca kucağıma alınca hemen kokluyorum. öperken kokluyorum. sarılırken, emzirirken kokluyorum. onunla konuşmaktan daha çok onu kokluyorum.
sıcacık kokuyor benim bebeğim. tüm bebekler gibi...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder